Haberler
Toplumsal Seferberliğin Önemi ve İstiklal Marşı
- Ayrıntılar
- Gösterim: 1590
İnsanların ve toplumların varlıklarını devam ettirebilmesinin yegâne yolu, hürriyet ve bağımsızlığın en büyük sembolü olan vatana, devlete ve bayrağa sahip olmaktan geçmektedir. Vatan, devlet ve bayrak gibi unsurlar Yüce dinimiz İslam’ın da kutsal saydığı değerler arasındadır. Dünya ve ahiret mutluluğunu gaye edinen dinimiz, bu kutsal değerlerin muhafazası için hiç çekinmeden seve seve canımızı feda etmemizi istemekte, bunun kutsal bir görev olduğunu bizlere haber vermektedir.
Dini, vatanı, bayrağı ve mukaddesatı Allah yolunda mücadele ederken öldürülenlere şehit denmektedir. Yüce milletimiz canından aziz bildiği bu değerleri korumak için iman dolu göğsünü siper ederek şehit olmayı en büyük şeref bilmiştir. Nitekim Allah Teala şehitliğin mü`min kullarına bahşettiği en yüksek makamlardan biri olduğunu şu ayet-i celilesi ile bizlere haber vermektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın kendilerine lütuf ve kereminden verdiği şeylerle sevinç içindedirler. Arkalarında kalan ve henüz kendilerine katılmamış olanlara hiçbir korku ve üzüntünün bulunmadığı müjdesini verirler.”(1)
Peygamberimiz`de şehitliğin önemini su hadis-i şerifte dile getirmektedir: “Cennete girenler içerisinde ancak şehit olanlar gördüğü ikramdan dolayı tekrar dünyaya gelip bir daha şehit olmak isterler.”(2)
Kanlarının rengiyle bayrağımızı süsleyen, bu güzel vatanı canları pahasına bizlere emanet eden şehitlerimiz ve gazilerimizin fedakarlıkları ve çabaları sonucunda İstiklal marşımız oluşmuştur.
12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde milli marş olarak kabul edilen marşın her bir kıtasında gelecek nesiller için ayrı mesajlar yer almaktadır. Nitekim Mehmet Akif;
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
mısralarıyla üzerinde yaşadığımız coğrafyanın sıradan bir kara parçası olmadığını bizlere hatırlatmaktadır. Ayrıca;
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
mısraları ile de Minare, ezan, cami gibi manevi değerlerin milletimizin kültür hayatındaki etkisine dikkat çekmiştir.
Akif`in bu sözlerinin muhatabı olan bizler de, sahip olduğumuz yüce değerlerimizi korumalı, ilelebet yaşatmak için her türlü gayreti göstermeliyiz. Ne pahasına olursa olsun atalarımızın emanetine sadık kalmalı, geçmişte olduğu gibi bugün de milli birliğimiz ve beraberliğimizi, kutsal ve manevi değerlerimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermemeliyiz.
Sayısız nimetleri yanında bu güzel vatanımızı bizlere bahşeden yüce Allah'a hamd ediyor; cennet vatanımızı kanları ve canları pahasına bizlere miras bırakan aziz şehitlerimizi, vatan ve bayrak aşkını en güzel şekilde dile getiren İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve tüm gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.
Hutbemi İstiklal marşının şu mısralarıyla bitiriyorum.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
(1) Al-i İmran 3/169-170
(2) Müslim: 1877
panorama
Arşiv
- Aralık, 2011
- Kasım, 2011
- Ekim, 2011
- Eylül, 2011
- Ağustos, 2011
- Temmuz, 2011
- Haziran, 2011
- May, 2011
- Nisan, 2011
- Mart, 2011
- Şubat, 2011
- Ocak, 2011
- Aralık, 2010
- Kasım, 2010
- Ekim, 2010
- Eylül, 2010
- Ağustos, 2010
- Temmuz, 2010
- Haziran, 2010
- May, 2010
- Nisan, 2010
- Mart, 2010
- Şubat, 2010
- Ocak, 2010
- Aralık, 2009
- Kasım, 2009
- Ekim, 2009
- Eylül, 2009
- Ağustos, 2009
- Temmuz, 2009
- Haziran, 2009
- May, 2009
- Nisan, 2009
- Mart, 2009
- Şubat, 2009
















