Haberler

Hac İbadetinin İnsana Kazandırdıkları

Bugünlerde binlerce vatandaşımız yakınlarıyla birlikte büyük bir heyecan yaşamaktadır. Bu heyecan; mukaddes hac yolculuğuna çıkmanın ve uğurlamanın heyecanıdır. İnancın hayata yansıması olan ibadetlerimiz, manevi anlamda yüce yaratıcı ile aramızdaki en sağlam ve en güzel bağdır. Bu ibadetlerden birisi olan Hac, ferdî ve toplumsal açıdan pek çok olgunlaştırıcı özellikleri içinde bulundurmaktadır.

Hac İslam’ın temel esaslarından biri olup, imkânı olan Müslümanların Ka’be’yi ve civarındaki kutsal yerleri, belirli vakitlerde usulüne uygun olarak ziyaret etmesi ve belli dinî görevleri yerine getirmesidir. Erkek veya kadın şartlarını taşıyan ve gücü yeten her Müslüman’ın ömründe bir defa haccetmesi dinen üzerine farzdır.(1)

Hac ibadeti sayesinde dünyanın her tarafından gelen, dilleri, ırkları, renkleri, kültürel ve ekonomik durumları farklı mü’minler, ortak inanç ve duygular içerisinde kardeşlik bağlarını güçlendirme fırsatını elde ederler.

Hac ibadeti, peygamberlerin izinde, yücelme ve Hakk’ın rızasını kazanma yolunda gerçekleştirilen hikmetli bir yolculuktur. Bu yolculukta mü’minler inançlarını pekiştirme fırsatını yakalarken, aynı zamanda, takvâ, sabır, sevgi-saygı, kardeşlik, fedakârlık, cömertlik gibi bir çok ahlakî güzelliği yaşama imkanını bulurlar.

Hac; dilleri, kültürleri, renkleri, ırkları, ülkeleri, sosyal ve ekonomik durumları farklı; hedefleri bir olan milyonlarca müslümanın ilahi aşkla bir araya gelmesi, birlikte Allah’a yönelmesidir...

Hac, bir Müslüman’ın, malını Allah rızası için feda edebileceğini gösteren büyük bir kulluk göstergesidir. Hac esnasında günlük elbiselerini çıkararak ihrama giren bir Mümin, dünyanın geçici olduğunu, makam, mevki gibi bütün varlığını burada bırakacağını, ahirete sadece kefenle gideceğini yaşayarak hisseder.

Hacı, “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!” Buyur Allahım! Emrine amadeyim Allahım! Senin eşin ve benzerin yoktur. Emret Allahım! Her türlü övgü, sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senin. Senin eşin ve benzerin yoktur” diyerek “Telbiye”yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde Kâbe’yi tavaf ederken, Arafat’ta vakfe yaparken kendisi, aile fertleri ve bütün Müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara keffaret, ruhlara şifa olur.

Bu duygu ve düşüncelerle, manevi anlamda kutsal topraklarda bulunduğunun şuurunda olan hacı adayları, yapacakları samimi tövbe ve makbul bir hac ile Peygamberimiz (sav)’in; “Hacceden kişi, anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınır”(2) ve “Allah katında makbul haccın karşılığı ancak cennettir”() müjdelerini hak etmektedirler.

Onun için hacı adayı, bu mukaddes yolculuğu sıradan bir seyahat gibi görmemelidir. Kendisinin, manevi bir yolculukta olduğunun bilinciyle, hac ibadetini en güzel şekilde eda etmeye çalışmalıdır. Hac ibadeti, hacıya yeni bir kulluk şuuru kazandırıp hayatında yeni ve güzel bir sayfa açmalıdır.


(1) Al-i İmran, 97
(2) Buhari, Hac, 4
(3) Buhari, Hac, 65

Yorum ekle

Küfür ve Hakaret içeren yorumlar, aynı ip den aynı habere gelen yorumlar eklenmeyecektir.