Haberler

Sadaka-i Cariye ve Vakıf Geleneği

Dünya ve ahiret mutluluğunu bizlere vadeden yüce dinimiz İslam, müntesiplerine daima hayır işlemeyi, iyiliklerde yarışmayı ve kötülüklerden sakınmayı emretmektedir. Hayır; iyi iş, güzel amel demektir. Fani olan dünya hayatında herkes bir şeylerin yarışı içindedir. Kimisi mal ve zenginlik, kimisi makam mevki, kimisi ise şan şöhret peşindedir. Bizim de Müslüman olarak hayırda yarışmamız gerekmektedir. Özellikle dinimiz hayır işlerine çok büyük önem vermektedir. Hülasa bu hayır işleri sadaka-i cariye ve vakıf geleneği olarak kurumsallaşmıştır.

Vakıf; malın bir kısmının veya tamamının gelirini İslam’a hizmet yolunda ve hayır işlerinde harcamak demektir. Vakıf bu dünyadan ahirete uzanan manevi bir köprüdür. Vakıf medeniyetinin temeli Kur’an ve Sünnete dayanır. Bu konuda Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurur: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda sarf etmedikçe gerçek iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.’’(1)

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de her konuda olduğu gibi vakıf konusunda da insanlığa en iyi örneği bizzat kendisi yaşayarak vermiştir. Medine’ye gelir gelmez bir arsa satın alıp vakfederek üzerine Mescidi Nebevinin yapılmasını sağlamıştır. Hicretin üçüncü yılında yedi parça hurma bahçesini vakfederek gelirini hayırlı faaliyetlere, yolculara, ehl-i beytine ve fakir muhacirlere bırakarak, bize en güzel örneği vermiş ve ashabı da bu güzel yolu takip etmiştir.
Müslüman sadece bu dünyada değil öldükten sonra da yaşamak için hayırlı işler yapmalıdır. Bu da sadece insanların yararlanacağı değil, tüm varlıklar için faydalı eserler bırakmakla mümkündür. Peygamberimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur: “Âdemoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şeyin sevabı ise yazılmaya devam eder: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”(2)

Efendimizin bu öğütlerini düstur edinen atalarımız, bu konuda adeta yarışmışlar, vakıf medeniyetini meydana getirmişler ve binlerce eser oluşturmuşlardır. Sadece Osmanlı döneminde yirmi altı bin vakıf eseri yapılmıştır. Bu eserlerin çoğu hala hizmet vermektedir. Sadaka-i cariye olarak kabul edilen bu eserleri yapanlar ve vesile olanlar, öldükten sonra da sevap kazanmaya devam etmektedir. Fert ve toplum olarak bize düşen görev, atalarımızın meydana getirip bize emanet olarak bıraktığı, vakıf eserlerine gerekli alakayı göstermek, en güzel şekilde korumak, yenilerini eklemek ve bizden sonraki nesillere en iyi şekilde devretmek olmalıdır.

(1) Âl-i İmrân, 92                              

(2) Müslim, Vasiyet, 14

Yorum ekle

Küfür ve Hakaret içeren yorumlar, aynı ip den aynı habere gelen yorumlar eklenmeyecektir.